nobody

Jan 9

daha nereye kadar

Son dönemde olan olayları okuyup, öğrendikçe ağzım açık bakakalıyorum etraftaki andavallar ordusu gibi, öylece bakıyorum sanırım ben de… Hepiniz gibi…

Kimsenin bir şeye itiraz etmeye mecali dahi yok artık. Her fırsatta, denize dökmekle övündüğünüz “adi yunan” ekonomisi kötüye gidiyor diye ülkeyi yangın yerine çevirirken, cebinizdeki, cebimizdeki son kuruşa kadar soyan ve bunu yaparken pişmiş kelle gibi sırıtmaktan geri kalmayan ucuz şahsiyetlere, sahte entellektüel yaklaşımlarınızla hala destek vermek, siktiğimin demokrasisini getiriyorlar diye bağıra bağıra “evet” demek ucuzculuğun bir başka maskesi yalnızca. Asmalı’da, Nişantaşı’nda kadehinizdeki içkiyi yudumlarken etrafınızdakilerle yaptığınız sahtelik kokan sohbetlerinize ayrı bir meze katıyor olabilir belki. Ne kadar ilerici ve modern olduğunuzu kanıtlamanız için ishal olmuş ağızlarınızdan tükürükler saçarak çıkardığınız cümleler, bardakta eriyip giden buzlar kadar geçici. Ve tünelin ucundaki korkunç karanlık, ertesi sabah başınızın içinde tepişecek filler kadar gerçek ve yakın ama bunu hala kimse görmüyor bile.  Koltuğu kaptırmayalım diye kılını kıpırdat(a)mayan, seçim zamanı oy vermekten dahi aciz vizyonsuz, misyonsuz, kitipiyoz muhalefet olduğu sürece, tepemizdeki kabadayıların gözünü padişahlık da kesmeyecektir zamanla…

Hepimiz uyumaya devam edelim. Bugün festivaller gider, türban gelir. Akademik çalışmalar 31 malzemesi kabul edilir, hocalar atılır. Dediğim dedik, çaldığım düdük yasaları çıkarılır hergün, yeni ve gittikçe daha da korkunçlaşarak. 190 kişinin katili hizbullahçılar aramıza karıştırılır tekrar, hatta hayasızca milletvekili olacaklarına dair söylentiler yayılır etrafa, onlarca sapık-psikopat serbest bırakılır tutuklu bulundukları yerlerden, kasımpatı istediği yayını istediği an yasaklama yetkisini alır, hergün yeni bir kafes kapatılır üstümüze… ve siz hala kör gözlerle, küçük mağaralarınızda, sabahlara kadar yiyip içip, asmalı’da nişantaşı’nda muhtemel one-nightlarınızı kesip, “demokrasi nutukları”, “geçmişin diktasıyla hesaplaşma” gibi sahte kisvelerle uyuşturulmuş bedenlerinizi gezdirirken sağda solda, onlar organize şekilde çalışmaya devam ediyor olacak. Bir sabah uyandığınızda; ne çıkacak sokak, ne içecek içki, ne konuşacak insan, ne okuyacak gazete, ne içip sıçtığınız bokları twit edeceğiniz internet kalmış olacak ve o zaman iş işten çoktan geçmiş olacak… Uyanın artık! uyanın ve lanet kıçlarınızı kaldırıp harekete geçin, çok geç olmadan…

Ya da siktirip gidin hayatlarımızdan ve bırakın da kıçını kıpırdatmaya cesareti olanlar bir şeyler yapsın artık…


Nov 29
(Taken with instagram at Galata)

(Taken with instagram at Galata)


Aug 23

zayi

Ne kadar çok düşünürsen, o kadar kayboluyor düşlerin. Gerçek kılışından mıdır onları, içinde kayboluşundan mı bir türlü kestiremediğim… Sözün gidip yazının kaldığı doğrudur, olmasına da. Buradaki sözün asıl gidişi, gelişinden daha mı farklıdır siz okuyanlarca? Fark; yansımalarında her bir okuyanda. Kaybolduğun yansımalarında, boğulursun bazen yanılsamalarınla…


Aug 18

yeniahit

cümlelerikafamdadüşünüpkağıdaaktarırkenellerimbeynimeyetişemiyor,buyüzdenunutuyorumbazenneredekaldığımıvesonandaocümleniniçindebulunanounuttuğum,hiçhesabakatmadanbütünvurgularıyladoğrudizilimyaptığınıdüşünüp,derinbirohçektiğinveevetgüzelbircümleoldudediğinandaosonkelimeounuttuğunsonkelimeaklınagelirdeokelimeyideeklediktensonradoğrudizilimininbirandayokolduğunuyaniartıkyanlışdizilimolduğunufarkettiğinaandahayalkırıklığınauğrayacakolursan,buokuduğunuhatırla.bunuhatırladığınandabütüncümleyiunutupsıfırdanbaşlayacaksınhayatına.


Aug 7

hadi

Bir yolun başındasın ya

çeşme yok hiç burada

Var bir deli yağmur,

yine de sana su yok ama.

Kuraklığın kafanda

yukarı bakmayışında

sen yüzmek istedikten sonra

kulaç atarsın,

nemin bile buharında…

Artık daha fazla buhranlanma,

geçmişine takılma

aldırma sıcaklığına,

tut kendini,

bırakma…


Jun 23

yılgınlıklar ve yıkıntılar

Ellerimin gittiği yere, ben gidemiyorum düşüncelerimle birlikte. Sıkkınım bugünlerde. Nedenini bilsem de bilmezden gelmeye çalışıyorum. Terkederken beynimin içindeki küçük kemirgenler beni, en son kaptanlar gider diyorum, ben buradayım henüz. Düştüm, kanamadım ama düştüm. Uyanmak istedim, uyanamadım. Dudağım da düştü yine, eski bir sevgilinin söylediği gibi.. kaldırmak istemedim, belediye uğramıyor bu aralar. Ne zaman uğramış ki zaten, yarım kalanlar. Kendimden geçsem diyorum, yüzüme bile bakmasam. Bir çiçek açar belki sol ayakkabımın içinde. Sulamam ben, sorumluluk duygusu hiç olmadı içimde.  Kızıyor aşık olduğum kadın. Hala çocuksun sen diye. Büyüdüğümü ispat etmek için, aşkımı ilan ediyorum. İnanmıyor bana… Elektrikler gidiyor, bir not bile bırakmadan. Bilmiyorum ne zaman döner. Gözüm saatte sürekli. O da bana bakıyor biliyorum. Hoşlanmıyoruz birbirimizden. Bir açık bulsak da dağıtsak diye bakıyoruz birbirimizi. Açığı veren ben olmayacağım o lanet akrebe, orası kesin! Telefonum çalsın diye dua ediyorum Sanskritçe. Ama ben Sanskritçe hiç bilmedim. Bilsin kara topraklar. Bir votka daha dolduruyorum kendime. Sertinden hem de. Sertlik bana yaramıyor bilmeme rağmen. Mum yaktım ama dilek tutmadım. Geçerli olur mu yine de aydınlıklar? Solmuş güllerim duruyor vazoda. Kurumaya yüz tutmuş ve bırakmamış bir daha. Seviyorum öyle görünmelerini. Yalnız, yılgın ve umarsız. Onlar da kendinden geçmiş, selam bile vermeden. Ama umurlarında değil.  Telefonum çaldı. Tanrılar Sanskritçe de biliyor demek ki. Sevgiliydi arayan. Paranoyalarımı boşa çıkaran. Ne yapıcam ben şimdi, onlar boşa çıktıysa. Fırlatıp atamam ya bir köşeye eski Ikea reklamı gibi. Hem ben Ikea’yı da sevmiyorum zaten. Karşımda Haliç, yanımda bardak. Fısıldıyor şeytan, karşıya zıplayabilirsin diye. Hazerfen’e de fısıldamış mıdır acaba? İnanmak istiyorum ona. Atlamak istiyorum, kendimden daha uzağa. Belki o zaman büyürüm, kimbilir. Büyüyünce susmayı da öğrenmek istiyorum. Süt içersem büyür müyüm? Votka içersem kısır mı olurum? Ben kısırı severim ama. Sevgilim çok güzel kısır yapar. Onun elinden zehir olsa yemem ama kısır kesin yerim sevdiğimden, sevgilimden. Aşığım ben ama kimse bana inanmaz. Ben her doğduğumda aşık olurum, bir kere yalnızca. Doğum günüm geliyor yine, yaşlanıp da büyümemek ne kadar boktan. Ne zaman aynaya baksam, saati görüyorum. Saat bana bakıyor, ben kafamı çeviriyorum.

 


Jun 16

yay

Kimse beni anlamıyor

diyorum

kimseyi anlamaya çalışmadan

onlar beni anlasın istiyorum

anlam kayması yaşamadan

oysa…

kaymazsa kutuplarım

kaymazsa kaşının yayı

nasıl bilirim ki ben

aşık olmayı…


sus

İnançlı bir çabadır aşık olmak

oysa benim sigaram hep kendiliğinden söner.

Geveze değilim sevgilim

her yağmurda romatizmam kemiklerimi ezer


sticky note

sen uyandığında

ben çoktan gitmiş olacağım, 

süslü rüyalar arasında…

Bir kuş gelecek cama

ve haberlerde yeni ölümler

oysa ben daha doğmamış olacağım

içimde yükselirken tüm terkedişler


kardan kaleler

geldiğin yere doğsam diyorum

kendi külümle kavrulmasam

sonra bir tren geçse içimden

raylarına aldırmasam

sana değen ilk durakta

kollarına atlasam

tutmasa Şubat’ta karlar

ve erise gözlerim

kalbime üç zeytin koyup

ben baharı beklerim…


Page 1 of 10